Hacı Bayram Veli Cad. Yayık Sk. No:31 Altındağ/Ankara   0312 433 13 28   sehirmedeniyet@gmail.com
<a href=sehir_ve_medeniyet_dernegi_5_olagan_genel_kurulu-detay-270.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Şehir ve Medeniyet Derneği 5. Olağan Genel Kurulu</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Şehir ve Medeniyet Derneği 5</div></a> <a href=prof_dr_ali_bardakoglu
dan_musluman_hayatinda_din_ve_dunya_semineri-detay-262.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'ndan Müslüman Hayatında Din ve Dünya semineri</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Prof Ali Bardakoğlu, 12 Aralık 2020 tarihinde saat 20:00'de Şehir ve Medeniyet Derneğinin sosyal medya hesapları üzerinden " /> <a href=prof_dr_engin_yildirimdan_uc_tanri_anlayisina_dair_degerlendirme-detay-263.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Prof. Dr. Engin Yıldırım'dan Üç Tanrı Anlayışına dair değerlendirme</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Prof Dr Ergün Yıldırım, 28 Kasım 2020 tarihi, saat 14:00'te Şehir ve Medeniyet Derneği sosyal medya hesapları üzerinden online olarak " /> <a href=prof_dr_mehmet_turkeriden_toplumsal_etik_ve_insan_semineri-detay-264.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Prof. Dr. Mehmet Türkeri'den Toplumsal Etik ve İnsan semineri</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Prof Dr Mehmet Türkeri, 14 Kasım 2020 saat 14:00'te Şehir ve Medeniyet Derneği sosyal medya hesapları üzerinden online olarak " /> <a href=prof_dr_mehmet_barcadan_sosyal_yenilik_ve_medenilesme_semineri-detay-265.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Prof. Dr. Mehmet Barca'dan Sosyal Yenilik ve Medenileşme semineri</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Prof Dr Mehmet Barca, 31 Ekim 2020 saat 14:00'te Şehir ve Medeniyet Derneği sosyal medya hesapları üzerinden online olarak " /> <a href=5_ulke__yazar-detay-268.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>5 Ülke-  Yazar</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>5 Ülkenin ve 5 Yazarın anlatılacağı programımıza bu hafta Cengiz Aytmatov ve Kırgızistan ile başlıyoruz</div></a> <a href=orta_ogretim_ogrencileri_ve_velileriyle_kahvalti_programi-detay-267.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Orta öğretim öğrencileri ve velileriyle kahvaltı programı</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Orta öğretim öğrencilerimiz ve velileri ile derneğimiz bahçesinde, 11 Ekim 2020 tarihinde, tedbirlere riayet ederek kahvaltı programında buluştuk</div></a> <a href=gulabi_eryaman_ile_fotografcilik_atolyesi-detay-266.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Gülabi Eryaman ile Fotoğrafçılık  Atölyesi</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Gülabi Eryaman eğitmenliğindeki Fotoğrafçılık Atölyemiz  4 Ekim 2020 günü pandemi tedbirlerine uygun olarak yapıldı</div></a>
İnsan Hakları Bağlamında Uludere - 03.03.2012
" İnsan Hakları Bağlamında Uludere "‏ SemineriMazlum-Der Genel Başkanı Ahmet Faruk ÜNSAL tarafından 3 Mart 2012 tarihinde, Şehir ve Medeniyet Derneği seminer salonunda "İnsan Hakları Bağlamında Uludere" konulu seminer verildi. Seminere yoğun bir katılım oldu. Sunumunda Mazlum-Der’in olaya ilişkin hazırlamış olduğu raporun ayrıntılarından bahseden ÜNSAL konuşmasında özetle:Uludere olayı Uluslararası kürt sorununun tecellisidir. Bu sonucu değerlendirmek için süreç analizi yapmak gerekir. Roboski ve Bujeh köyleri 1990 yılında Mahmur kampına göçü reddeden insanların yerleştiği toplamda 5000 kişiden fazla insanın yaşadığı bir bölgedir. Nüfus 5000 den fazla olduğu halde belde olamamış köyler. Köyde yaşayan insanların ziraat yapmak için uygun arazileri yok. Yaylalar ise güvenlik kuşağı ilan edildiğinden giriş yasak dolayısıyla hayvancılıkta yapamıyorlar. Ekonomik ve sosyal olarak tek alternatifleri İngilizlerin ortaya koyduğu yapay sınırları aşıp aslında uluslararası hukukta sınır ticareti dediğimiz meşru olan ancak ülkemizde düzenleme yapılmadığı için adına kaçakçılık denilen ticaret yapıyorlar. Köydeki herkes İngiliz sınırı çizdiği günden beri yaptığımız kaçakçılık sınır kaldığı müddetçe devam edecektir diyorlar.Olay 28 Aralıkta oldu biz Mazlum-Der olarak heyet oluşturup hemen akabinde Roboski ve Bujeh köylerine gittik. Köylülerle, mağdurların aileleriyle görüştük. Olayda hayatını kaybeden 34 kişiden 17’si 18 yaşın altında geri kalanlarda genç. Olay günü grup askeri karakolun bilgisi dahilinde sınırın öbür tarafına geçiyorlar. Akşam dönüşte 21 sularında olay oluyor. 1999 yılından bu yana PKK bölgenin coğrafi yapısı dolayısıyla ki sınırın öbür tarafında düzlük geniş bir alan var sızmalara uygun değil geçiş güzergahı olarak kullanmıyor. Bölge insansız hava araçları (İHA)lar tarafından izleniyor. İHA lar termal kamerayla geceleri tarama yapıyor. Termal kameralar bildiğimiz kameralar gibi görüntüyü net ortaya koyan kameralar değil, kameralardan vücut sıcaklığından kaynaklanan silüet görülüyor. Bu kameralarla gelenlerin kimliği ayırt edilemez, ancak kaç kişi oldukları, yanlarındaki katırlar, silah olup olmadığı teşhis edilebilir. Yani termal kameralar tek başına gelenlerin Pkklımı yoksa köylümü olduğunu tespitte yetersiz kalır. Bu durumda operasyon emrinin verilebilmesi için başka bilgiler ve teyit gerekiyor. Olaya bakıldığında acil müdahaleyi gerektirecek bir durum sözkonusu olmadığı açıktır. Yerel istihbarat, telefon dinlemeleri, telsiz dinlemeleri dikkate alınmamıştır. Gelen grup içerisinde basının iddia ettiği gibi örgüt yöneticisi olsa bile doğrusu grubun sızması beklenerek canlı olarak ele geçirilmesi için pusu kurulmasıdır.Burada temel olarak olaya ben Uludere olayı olarak bakmıyorum sınır ötesi operasyon olarak bakıyorum. Sınır ötesi operasyonlarda hükümetin veya Başbakanın bilgisi olmadan olmayacak olaylardır. Burada istihbaratı kimin verdiği açık değildir. Ancak istihbarat kimden gelirse gelsin hemen bombalama izni veren Başbakan erken davranmış ve aldatılmıştır. Burada Başbakanı kim yanılttı, Taraf gazetesi yazarı Mehmet Baransu’ nun iddia ettiği gibi istihbarat MİT’ tenmi geldi? Somut bilgimiz yok, bilgiler şeffaf olarak paylaşılmadığından, serbest bir bilgilenme ortamı olmadığından ancak yorum yapabiliriz.Saldırıdan kurtulan iki kişi var. Biri ile görüşebildik. Diğeri hastanede olduğundan görüşemedik. Görüştüğümüz kişi sağ kurtulunca köyü arayıp bizi vurdular diyor. Köylüler bu haber üzerine askeri birliğe ulaşıyor. Ama bu noktada bile operasyonun kesilip kesilmediği bilinmiyor. Askerler kolorduya durumu ilettilerse yaralılar için hemen helikopter kaldırılmalıydı. Helikopter gitse belki bazı yaralılar ölmemiş olacaktı. Soğukta donmamış olacaktı. Ama helikopter gönderilmedi. Hadi helikopter göndermediniz bari karayoluyla ambulans ve sağlık ekiplerini gönderseydiniz, onuda yapmadınız. Köylüleri olay yerine gönderip cesetlerin katır üzerinde getirilme görüntüleri vicdanları ikinci kez yaraladı.Saldırı sonrası olayda yanlışlık ve ihmal olduğu anlaşıldığında idari işlem olarak karakol komutanı açığa alındı. Operasyonun hiçbir tarafında olmayan, beklide olayla ilgili en sorumsuz komutan açığa alındı. Süreçte etkin olan ve karar vericilere hiç dokunulmuyor. Oysa hemen olay sonrası taziyeye giden kaymakama saldırı -ki saldırı asla tasvip edilemez- olayında beş köylü hemen tutuklanıyor. Devlet vatandaşını öldürenler hakkında ciddi bir adım atmazken, memurunu darp olayı içerisinde olanlarla ilgili hemen adım atıyor.Saldırı sonrası soruşturma süreci şeffaf olursa kamuoyunu, kitleleri tatmin edici kararlar ortaya çıkabiliri.Hükümet tazminatları artırmak, para ile durumu düzeltmek yerine özür dileseydi, köylüler nezdinde de toplum nezdinde de vicdanları tatmin edecek bir adım atmış olacaktı. Bunu nenden yapmadılar anlamak güç.Bu olay şunu göstermiştir ki kürt sorunu 30 yıllık güvenlikçi politikalarla çözülmemiştir. Güvenlikçi politikalar öncelenirse çözülmeyecektir de. Ancak yeni Roboskiler yaşanır ve vatandaşını öldüren devlet imajı yaygınlaşır.Mazlum-Der’ inde içinde bulunduğu, Adalet Platformu olarak katliamı unutturmamak için yeni bir kampanya başlattık. Katliamda hayatını kaybeden 34 insanın hikayesini, 34 gün boyunca ve her gün bir kişinin hikâyesi anlatılacak şekilde yayımlayarak Cumhurbaşkanı’ na, Başbakan’ a, Adalet Bakanı’ na ve İçişleri Bakanı’ na elden verilecektir. Mektuplar Mazlum-Der’ in sitesinde mevcuttur.Ahmet Faruk ÜNSAL konuşmasının sonunda duygusal bir atmosferde katılımcıların gözyaşları arasında mektuplardan birisini okudu.Ben Serhat Encü'yüm;Annesinin güvercini, Mervan'ın Keko'suyum.Çocukların erken büyüdüğü bir coğrafyada dokuz çocuklu bir ailenin üçüncü erkeğiyim...Lise 1'e kadar güç-bela getirebildiğim okulu, üniversitede okuyan ağabeylerime harçlık gönderebilmek için bıraktım.Ben "kaçak"tan dönünceye kadar uyku girmezdi gözlerine annemin; dua ederdi "güvercinime bir şey olmasın" diye... Onu uyumamış görünce teselli ederdim, "Bir şey olmaz anne, korkma! Hem bir şey olsa bile en sevdiğim arkadaşlarımlayım" derdim.Hem en iyi arkadaşım Celal de benimleydi, ertesi gün halı saha maçımız vardı. Yaşamı, uğrunda ölecek kadar çok seviyorduk, ölmeseydik ne iyiydi!Sevmeyi yeni öğrenmiştim, "annemin tandır ekmeğinin buğusu gibi..." şiirler biriktiriyordum. Onu görünce "Roboskî'nin buz gibi suyunu içmişçesine serinliyordu ateş yüreğim!"Sevinçlerim, öfkelerim vardı benim; Cimbom'un Fener'i yendiği akşamın sabahında Fenerli arkadaşlara caka satmıştım misal, Van depreminde açığa çıkan ırkçı zihniyeti kendimce protesto etmiştim...Şekerden hayallerim vardı benim, bombaladılar!Kaç parçaya savrulduğunu kimse bilemeyecek! Benim kaç parça olduğumu bilmedikleri gibi...Annem güvercininin acısını dindirecek merhem bulamaz, sorarsa siz ona şöyle deyin: O güzel insanlar, o güzel katırlarla gittiler, dönmediler......Belki kızacaksınız ama bir çift sözüm var;Eğer beni öldüren bombalar ADALET’İ de öldürmediyse,ADALET talep ediyorum…..Herkesin hakkı değil mi Adalet?YOKSAO kocaman, pahalı bombalarınızı beni öldürmekte harcadığınız içinDevletten ÖZÜR,Hedefi şaşırmayıp beni öldürdüğü için; Genelkurmaya TEŞEKKÜR’mü etmeliyim