Hacı Bayram Veli Cad. Yayık Sk. No:31 Altındağ/Ankara   0312 433 13 28   sehirmedeniyet@gmail.com
<a href=sehir_ve_medeniyet_dernegi_5_olagan_genel_kurulu-detay-270.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Şehir ve Medeniyet Derneği 5. Olağan Genel Kurulu</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Şehir ve Medeniyet Derneği 5</div></a> <a href=prof_dr_ali_bardakoglu
dan_musluman_hayatinda_din_ve_dunya_semineri-detay-262.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'ndan Müslüman Hayatında Din ve Dünya semineri</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Prof Ali Bardakoğlu, 12 Aralık 2020 tarihinde saat 20:00'de Şehir ve Medeniyet Derneğinin sosyal medya hesapları üzerinden " /> <a href=prof_dr_engin_yildirimdan_uc_tanri_anlayisina_dair_degerlendirme-detay-263.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Prof. Dr. Engin Yıldırım'dan Üç Tanrı Anlayışına dair değerlendirme</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Prof Dr Ergün Yıldırım, 28 Kasım 2020 tarihi, saat 14:00'te Şehir ve Medeniyet Derneği sosyal medya hesapları üzerinden online olarak " /> <a href=prof_dr_mehmet_turkeriden_toplumsal_etik_ve_insan_semineri-detay-264.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Prof. Dr. Mehmet Türkeri'den Toplumsal Etik ve İnsan semineri</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Prof Dr Mehmet Türkeri, 14 Kasım 2020 saat 14:00'te Şehir ve Medeniyet Derneği sosyal medya hesapları üzerinden online olarak " /> <a href=prof_dr_mehmet_barcadan_sosyal_yenilik_ve_medenilesme_semineri-detay-265.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Prof. Dr. Mehmet Barca'dan Sosyal Yenilik ve Medenileşme semineri</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Prof Dr Mehmet Barca, 31 Ekim 2020 saat 14:00'te Şehir ve Medeniyet Derneği sosyal medya hesapları üzerinden online olarak " /> <a href=5_ulke__yazar-detay-268.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>5 Ülke-  Yazar</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>5 Ülkenin ve 5 Yazarın anlatılacağı programımıza bu hafta Cengiz Aytmatov ve Kırgızistan ile başlıyoruz</div></a> <a href=orta_ogretim_ogrencileri_ve_velileriyle_kahvalti_programi-detay-267.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Orta öğretim öğrencileri ve velileriyle kahvaltı programı</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Orta öğretim öğrencilerimiz ve velileri ile derneğimiz bahçesinde, 11 Ekim 2020 tarihinde, tedbirlere riayet ederek kahvaltı programında buluştuk</div></a> <a href=gulabi_eryaman_ile_fotografcilik_atolyesi-detay-266.html><div class='lineh34 Font2 Size28 Kirmizi'>Gülabi Eryaman ile Fotoğrafçılık  Atölyesi</div><div class='Font1 lineh24 Size16 Beyaz Pay6 hidden-xs'>Gülabi Eryaman eğitmenliğindeki Fotoğrafçılık Atölyemiz  4 Ekim 2020 günü pandemi tedbirlerine uygun olarak yapıldı</div></a>
Hz.Peygamberin Örnekliğinde Çocuk Eğitimi
Sedide Akbulut Hanımefendinin vermiş olduğu "Hz.Peygamberin Örnekliğinde Çocuk Eğitimi" konulu seminerde Akbulut özetle şunları ifade etti. Nimetin külfetine katlanamayan nimetten faydalanamaz ona eziyet olur derken cocuklarımızın yetiştirilmesinde büyük çabalar harcamamız gerektiği bu işin zor ve meşakkatli olduğu fakat sabırla verilecek bir eğitimle bu nimetten faydalanabileceğimizden bahsetti. " Ey iman edenler kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır."(Tahrim-6) " Her doğan İslam fıtratı üzere doğar sonra ana-babası onu müslüman, hıristiyan ,mecusi yapar. (Hadis-i şerif) Ayet ve hadislere dikkat çekerek üzerimize düşen görevlerin çok büyük olduğu fıtratın bozulmadan yetiştirilmesi, sahip olduğumuz anti virus programlarını iyi kulanarak işleme koymamız gerektiği üzerinde duruldu. Müminin anti virüs programı da "Namaz" dır. Çocuklar imtihan vesilesidir. Allah'ın kullarına verdiği bu imtihanda dikkat edilmesi gereken, çocuklarımızı yetiştirirken önem vermemiz gereken hususlar vardır. Bunları daha kolay anlaşılması açısından maddeleştirirsek; 1- Çocuğun bir kişilik sahibi olduğunu unutmamak. Onunla onun diliyle değil bir yetişkinle konuştuğumuz dille ve onun anlayabileceği ifadelerle konuşmak.(Kuşu ölen bir çocuğa başsağlığına giden, Yahudi hasta çocuğu ziyaret eden, bir şey ikram edeceği sırada yanıbaşında bulunan çocuktan izin isteyerek müsade almaya çalışan bir Peygamberin örnekliğini unutmamak.) 2- Çocuklara özel zaman ayırmak. Onlarla kaliteli zaman geçirmek, ikramlarda bulunmak, oyunlar oynamak bunu yaparken de olumlu mesajlar vermek . 3-Onlara asla hakaret ve lanet etmemek. (Enes bin malik ten on yıl Peygamberin yanında yaşadığı ve bu sürede Onun ağzından bir kere bile bana karşı öf bile demedi dediğini işitiyoruz. 4-Allah'a karşı kulluk bilincini vermek. Allah'ın hakkını korudun mu Allah'ta senin hakkını korur ilkesini çocuklara öğretebilmek. Bunun için eğitimde disiplin ve otoritenin sevgi ile karışık şart olduğu sonra da merhametin geldiği. Çocuklara herşeyi Allah'tan istemek gerektiğini öğretmek . 5-Çocuklar arasında adaletli davranmak. 6- 0-6 yaş arasında onlara en iyi ahlak eğitimini vermek. Eğitimde her fırsatı değerlendirmek . 7-Çocuklarla ilişkinin temelinde merhamet olmalı. Sevgi, öpme, fiziksel temas çocuk gelişimi açısından çok önemlidir. Ayrıca onlara hitap ederken sevgi sözcüklerini kullanmalı yavrum, aslan oğlum, güzel kızım, kuzum gibi ifadelerle onlarında kabul görüp seveceği sıfatlarla onlara hitap etmeli. 8-Vaat edilen şeyi ertelemeden yapmak, yalan konuşmamak, çocuğu yalana götürecek davranışlar sergilememek. Olumlu davranış kalıpları kazandırmak yalan mı söylüyorsun yerine bana dogruyu söyle demek. 9-Çocuklara iyi arkadaş bulabilmek ve onlarla iyi arkadaş olmak. 10-Eğitimde kararlılık ve takip çok önemlidir . 11-Çocuk egitiminde dua; ta ki doğmadan önce başlayan ve devam edegelen dua .(Rabbim bana salihlerden bir evlat ver. Saffat-100) Özetle anlattığımız seminerimize katkısından dolayı Sedide Akbulut 'a teşekkür eder çalışmalarında başarılar dileriz.
İnsan Hakları Bağlamında Uludere - 03.03.2012
" İnsan Hakları Bağlamında Uludere "‏ SemineriMazlum-Der Genel Başkanı Ahmet Faruk ÜNSAL tarafından 3 Mart 2012 tarihinde, Şehir ve Medeniyet Derneği seminer salonunda "İnsan Hakları Bağlamında Uludere" konulu seminer verildi. Seminere yoğun bir katılım oldu. Sunumunda Mazlum-Der’in olaya ilişkin hazırlamış olduğu raporun ayrıntılarından bahseden ÜNSAL konuşmasında özetle:Uludere olayı Uluslararası kürt sorununun tecellisidir. Bu sonucu değerlendirmek için süreç analizi yapmak gerekir. Roboski ve Bujeh köyleri 1990 yılında Mahmur kampına göçü reddeden insanların yerleştiği toplamda 5000 kişiden fazla insanın yaşadığı bir bölgedir. Nüfus 5000 den fazla olduğu halde belde olamamış köyler. Köyde yaşayan insanların ziraat yapmak için uygun arazileri yok. Yaylalar ise güvenlik kuşağı ilan edildiğinden giriş yasak dolayısıyla hayvancılıkta yapamıyorlar. Ekonomik ve sosyal olarak tek alternatifleri İngilizlerin ortaya koyduğu yapay sınırları aşıp aslında uluslararası hukukta sınır ticareti dediğimiz meşru olan ancak ülkemizde düzenleme yapılmadığı için adına kaçakçılık denilen ticaret yapıyorlar. Köydeki herkes İngiliz sınırı çizdiği günden beri yaptığımız kaçakçılık sınır kaldığı müddetçe devam edecektir diyorlar.Olay 28 Aralıkta oldu biz Mazlum-Der olarak heyet oluşturup hemen akabinde Roboski ve Bujeh köylerine gittik. Köylülerle, mağdurların aileleriyle görüştük. Olayda hayatını kaybeden 34 kişiden 17’si 18 yaşın altında geri kalanlarda genç. Olay günü grup askeri karakolun bilgisi dahilinde sınırın öbür tarafına geçiyorlar. Akşam dönüşte 21 sularında olay oluyor. 1999 yılından bu yana PKK bölgenin coğrafi yapısı dolayısıyla ki sınırın öbür tarafında düzlük geniş bir alan var sızmalara uygun değil geçiş güzergahı olarak kullanmıyor. Bölge insansız hava araçları (İHA)lar tarafından izleniyor. İHA lar termal kamerayla geceleri tarama yapıyor. Termal kameralar bildiğimiz kameralar gibi görüntüyü net ortaya koyan kameralar değil, kameralardan vücut sıcaklığından kaynaklanan silüet görülüyor. Bu kameralarla gelenlerin kimliği ayırt edilemez, ancak kaç kişi oldukları, yanlarındaki katırlar, silah olup olmadığı teşhis edilebilir. Yani termal kameralar tek başına gelenlerin Pkklımı yoksa köylümü olduğunu tespitte yetersiz kalır. Bu durumda operasyon emrinin verilebilmesi için başka bilgiler ve teyit gerekiyor. Olaya bakıldığında acil müdahaleyi gerektirecek bir durum sözkonusu olmadığı açıktır. Yerel istihbarat, telefon dinlemeleri, telsiz dinlemeleri dikkate alınmamıştır. Gelen grup içerisinde basının iddia ettiği gibi örgüt yöneticisi olsa bile doğrusu grubun sızması beklenerek canlı olarak ele geçirilmesi için pusu kurulmasıdır.Burada temel olarak olaya ben Uludere olayı olarak bakmıyorum sınır ötesi operasyon olarak bakıyorum. Sınır ötesi operasyonlarda hükümetin veya Başbakanın bilgisi olmadan olmayacak olaylardır. Burada istihbaratı kimin verdiği açık değildir. Ancak istihbarat kimden gelirse gelsin hemen bombalama izni veren Başbakan erken davranmış ve aldatılmıştır. Burada Başbakanı kim yanılttı, Taraf gazetesi yazarı Mehmet Baransu’ nun iddia ettiği gibi istihbarat MİT’ tenmi geldi? Somut bilgimiz yok, bilgiler şeffaf olarak paylaşılmadığından, serbest bir bilgilenme ortamı olmadığından ancak yorum yapabiliriz.Saldırıdan kurtulan iki kişi var. Biri ile görüşebildik. Diğeri hastanede olduğundan görüşemedik. Görüştüğümüz kişi sağ kurtulunca köyü arayıp bizi vurdular diyor. Köylüler bu haber üzerine askeri birliğe ulaşıyor. Ama bu noktada bile operasyonun kesilip kesilmediği bilinmiyor. Askerler kolorduya durumu ilettilerse yaralılar için hemen helikopter kaldırılmalıydı. Helikopter gitse belki bazı yaralılar ölmemiş olacaktı. Soğukta donmamış olacaktı. Ama helikopter gönderilmedi. Hadi helikopter göndermediniz bari karayoluyla ambulans ve sağlık ekiplerini gönderseydiniz, onuda yapmadınız. Köylüleri olay yerine gönderip cesetlerin katır üzerinde getirilme görüntüleri vicdanları ikinci kez yaraladı.Saldırı sonrası olayda yanlışlık ve ihmal olduğu anlaşıldığında idari işlem olarak karakol komutanı açığa alındı. Operasyonun hiçbir tarafında olmayan, beklide olayla ilgili en sorumsuz komutan açığa alındı. Süreçte etkin olan ve karar vericilere hiç dokunulmuyor. Oysa hemen olay sonrası taziyeye giden kaymakama saldırı -ki saldırı asla tasvip edilemez- olayında beş köylü hemen tutuklanıyor. Devlet vatandaşını öldürenler hakkında ciddi bir adım atmazken, memurunu darp olayı içerisinde olanlarla ilgili hemen adım atıyor.Saldırı sonrası soruşturma süreci şeffaf olursa kamuoyunu, kitleleri tatmin edici kararlar ortaya çıkabiliri.Hükümet tazminatları artırmak, para ile durumu düzeltmek yerine özür dileseydi, köylüler nezdinde de toplum nezdinde de vicdanları tatmin edecek bir adım atmış olacaktı. Bunu nenden yapmadılar anlamak güç.Bu olay şunu göstermiştir ki kürt sorunu 30 yıllık güvenlikçi politikalarla çözülmemiştir. Güvenlikçi politikalar öncelenirse çözülmeyecektir de. Ancak yeni Roboskiler yaşanır ve vatandaşını öldüren devlet imajı yaygınlaşır.Mazlum-Der’ inde içinde bulunduğu, Adalet Platformu olarak katliamı unutturmamak için yeni bir kampanya başlattık. Katliamda hayatını kaybeden 34 insanın hikayesini, 34 gün boyunca ve her gün bir kişinin hikâyesi anlatılacak şekilde yayımlayarak Cumhurbaşkanı’ na, Başbakan’ a, Adalet Bakanı’ na ve İçişleri Bakanı’ na elden verilecektir. Mektuplar Mazlum-Der’ in sitesinde mevcuttur.Ahmet Faruk ÜNSAL konuşmasının sonunda duygusal bir atmosferde katılımcıların gözyaşları arasında mektuplardan birisini okudu.Ben Serhat Encü'yüm;Annesinin güvercini, Mervan'ın Keko'suyum.Çocukların erken büyüdüğü bir coğrafyada dokuz çocuklu bir ailenin üçüncü erkeğiyim...Lise 1'e kadar güç-bela getirebildiğim okulu, üniversitede okuyan ağabeylerime harçlık gönderebilmek için bıraktım.Ben "kaçak"tan dönünceye kadar uyku girmezdi gözlerine annemin; dua ederdi "güvercinime bir şey olmasın" diye... Onu uyumamış görünce teselli ederdim, "Bir şey olmaz anne, korkma! Hem bir şey olsa bile en sevdiğim arkadaşlarımlayım" derdim.Hem en iyi arkadaşım Celal de benimleydi, ertesi gün halı saha maçımız vardı. Yaşamı, uğrunda ölecek kadar çok seviyorduk, ölmeseydik ne iyiydi!Sevmeyi yeni öğrenmiştim, "annemin tandır ekmeğinin buğusu gibi..." şiirler biriktiriyordum. Onu görünce "Roboskî'nin buz gibi suyunu içmişçesine serinliyordu ateş yüreğim!"Sevinçlerim, öfkelerim vardı benim; Cimbom'un Fener'i yendiği akşamın sabahında Fenerli arkadaşlara caka satmıştım misal, Van depreminde açığa çıkan ırkçı zihniyeti kendimce protesto etmiştim...Şekerden hayallerim vardı benim, bombaladılar!Kaç parçaya savrulduğunu kimse bilemeyecek! Benim kaç parça olduğumu bilmedikleri gibi...Annem güvercininin acısını dindirecek merhem bulamaz, sorarsa siz ona şöyle deyin: O güzel insanlar, o güzel katırlarla gittiler, dönmediler......Belki kızacaksınız ama bir çift sözüm var;Eğer beni öldüren bombalar ADALET’İ de öldürmediyse,ADALET talep ediyorum…..Herkesin hakkı değil mi Adalet?YOKSAO kocaman, pahalı bombalarınızı beni öldürmekte harcadığınız içinDevletten ÖZÜR,Hedefi şaşırmayıp beni öldürdüğü için; Genelkurmaya TEŞEKKÜR’mü etmeliyim
Eşler Arası İletişimde Temel İlkeler - 25.02.2012
"Eşler Arası İletişimde Temel İlkeler"? SemineriDiyanet İşleri Başkanlığı, Aile ve Dini Rehberlik Dairesinde Vaize olarak görevli Sedide Akbulut Hanımefendi tarafından 25 Şubat 2012 tarihinde, Şehir ve Medeniyet Derneği seminer salonunda "Eşler Arası İletişimde Temel İlkeler" konulu seminer verildi. Seminere yoğun bir katılım oldu. Sunumunu hayatın içinden örneklerle süsleyen AKBULUT konuşmasında özetle şunları söyledi:Mesken demek huzura erilen mekan demektir. Evlerimiz meskenlerimiz olmalıdır. Kahvehaneler, sokaklar, kafeteryalar değil. Aile huzur için vardır.Huzura için meveddet ve merhamet kavramları önemlidir. Meveddet sevgi demektir. Olaylarla, zamanla değişmeyen özde sevgidir. Artmaz ve azalmaz. Merhamet ise artıp azalır. Merhamet rahmetten gelir. Ve Allah’tan olunca nimet ve lütuf kuldan olunca şefkat olur.Eşlerin huzuru için temel olarak;1-Yumuşak huylu olmalı, kaba ve sertlikten uzak durulmalıdır. Taraflar ben dilini kullanmalıdırlar. Sen dili suçlayıcı ve öfkeyi artırıcı bir dil olabilir. “Sen hep geç kalıyorsun yerine, ben seni beklerken endişe ediyorum” demek gibi.2- Eşlerden birisi gün içerisinde birilerine öfkelenmiş, kızmış olabilir, bu durumda diğer eş susarak karşılık vermeyerek eşinin rahatlamasına katkı sağlar.3- Hata ve kusurları avfedici olmalıyız. Hiçbirimiz mükemmel değiliz ancak eşlerimizden mükemmel olmasını bekliyoruz bu adil bir yaklaşım değildir.4- Eşler ve aile içinde çocuklar dahil tüm bireyler dikkate alınmak, adam yerine konulmak isterler. Eşler arası ve çocuklarla iletişimde bu husus çok önemlidir.5- Eşlerimize verdiğimiz değeri, kendi çevremize, arkadaşlarımıza, akrabalarımıza, eşimizin çevresine, arkadaşlarına, akrabalarına hissettirmeliyiz. Tavır ve sözlerimizle bunu desteklemeliyiz.6- Kadın erkek her iki eşte iffetli olmalıdır. İffet hayayı korumak demektir. İffet açısından kadında erkekte aynı sorumluluğa sahiptir.7- Evlilikte güven ve sadakat çok önemlidir. Unutmayın ilk vahiy geldiğinde peygamberimiz (s.a.v.) eşi Hz. Hatice’ye sığındı. Hz. Hatice’nin de O’na sonsuz güvenini gösteren tarihi cevabını da unutmayalım. Peygamberimiz (s.a.v.) bir yere ikrama davet edildiğinde, ikinci kez davet edildiğinde davet eşlimi diye sorardı. Erkeklerde örneğin balığa gidiyorlarsa hiç olmazsa hayatlarında bir kez de eşlerini götürmeliler.Evlilikte eşler arası iletişimde ilk yıllar sekinet, çocuklu yıllar meveddet, yaşlılık yılları da merhamet kavramlarıyla ifade edilebilir. Bir başka deyimle, ilk yıllar can-cana, çocuklu yıllar yan-yana, yaşlılık dönemi de şimdi lazımsın sen bana kelimeleriyle özetlenebilir.Sevildiğini en fazla söylenme hakkı, eşler ve çocukların hakkıdır. Herkesin sevgi dili farklı olabilir ancak sevdiğini yüzüne söylemek gerekir.Toplumumuzda kadın erkeğe hizmet eder anlayışıyla yetiştirildik. Oysa İslam da her iki tarafında sorumlulukları ve hizmet eden tarafları olmalıdır. Unutmayalım ki peygamberimiz söküğünü diker, evinin önünü temizlerdi.Evlilik nikahla başlayan belkide cennete kadar sürecek bir süreçtir. Yıkmak kolaydır, yapmak zordur.Ayakkabı tek olmaz, çifttir ve aralarında uyum vardır. Ayakkabı teklerinden biri bazen diğerinden daha önce eskiyebilir. Allah eşlerimizle bizi beraber eskiyen kullarından eylesin. Allah eşlerimizi ve çocuklarımızı gözümüzün nuru eylesin.SEMİNER FOTOĞRAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ.
Türkiye'de Üretim ve Tüketim İlişkileri Açısından Sosyal Değişme - 18.02.2012
Doç. Dr. Mustafa Orçan tarafından verilen ''Türkiye'de Üretim ve Tüketim İlişkileri Açısından Sosyal Değişme'' konulu seminerde Türkiye toplumundaki sosyal değişimin tarihi süreçler içerisinde nasıl bugüne gelindiğine ve bu değişimin dünya toplumları arasında nerede yer aldığına değinildi.Orçan özetle düşüncelerini şu şekilde aktardı:Sosyal değişim süreci içerisinde alaturka, alafranga ve alamerikan yaşam tarzı Türkiye toplumunu etkilemiştir. Osmanlı devletinde önceleri yerel, kendine has bir yaşam tarzı olan alaturka yaşam tarzı benimsenirken Sanayi Devrimi ile birlikte alafranga yaşam tarzı benimsenmeye başlandı. Alafranga yaşam tarzı modernleşme süreci içerisinde elit bir kesime hitap ediyor ve toplumun tamamını kapsamıyordu. Türkiye 1950 yıllarında Marshall yardımlarının da etkisi ile Alamerikan yaşam tarzını benimsemeye başladı. Alamerikan yaşam tarzı sadece elit bir kesime hitap etmiyor toplumun tamamını kapsıyordu. Alaamerikan yaşam tarzı kendisi özellikle üretim ve tüketim faktörlerinde hissettiriyordu. Önceleri ekonomi sadece savaş sanayisi ve toplumda öne çıkan bir kaç fabrika üzerine yoğunlaşırken alamerikan yaşam tarzının etkisiyle toplumun tamamının tüketimine açık fabrikaların inşaası üzerine yoğunlaştı. O zamanlarda kurulan traktör fabrikası alamerikan yaşam tarzının ürünlerindendir.Türkiye toplumu sosyal değişimi bu şekilde yaşamasına rağmen modernleşme sürecini toplumun dinamiği üzerine kurmamıştır. Sosyal değişim tepeden inme hamlelerle meydana getirilmeye çalışılmıştır. Toplumdaki bu ideolojik eksiklik onun daha da ileriye gitmesini engellemiştir. Türkiye gibi üretim sürecine geç atılan ülkelerden biri olan Japonya nın dünya ekonomisinde ön sıralarda yer almasınının nedeni sosyal değişimi toplumun dinamiği üzerine kurmasından kaynaklanmaktadırDoç. Dr. Mustafa ORÇAN tarafından verilen "Türkiye’de Üretim ve Tüketim İlişkileri Açısından Sosyal Değişme" konulu seminer, 18 Şubat Cumartesi günü saat 14:00'te Dernek Merkezinde gerçekleştirilmiştir.ÖZGEÇMİŞ:Mustafa ORÇAN 1968 yılında Kahramanmaraş'ta doğdu. 1992 yılında Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümünden mezun olduktan sonra, 1993 yılında Kırıkkale Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı. Aynı üniversitede yüksek lisansını, İstanbul Üniversitesinde Doktorasını tamamladı. 1999-2003 yılları arasında İstanbul Üniversitesinde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 2004’ten itibaren Kırıkkale Üniversitesinde öğretim üyeliği yapmaktadır. Osmanlı’dan Günümüze Modern Tüketim Kültürü, Kır ve Kent hayatında Kadın Profili yayınlanmış kitaplarıdır. Çok çeşitli dergi, kitap ve projelerde yayımlanmış makale ve bildirileri bulunmaktadır.SEMİNER FOTOĞRAFLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ.
Prof. Dr. Şükrü Karatepe'den Yeni Anayasa semineri
Prof.Dr. Şükrü Karatepe 2011 yılının son gününde,  derneğimizde verdiği seminerde yeni anayasa arayışı çerçevesinde kendi düşüncelerini açıkladı.Anayasaların ilk ortaya çıkış nedeninin mutlakiyetçi, sınır tanımayan kralların, imparatorların yetkilerini sınırlandırmak ve halkın hakkını, hukukunu tarif edip bir güvenceye almak olduğunu söyledi.İlk anayasanın Amerikan anayasası olduğunu, Fransız ihtilalinden sonra bir yazılı anayasa yapıldığını, oradan da dünyanın her tarafına geçtiğini belirten Karatepe "Türk siyasi tarihine damgasını vuran anayasalar darbe tehdidi altında yapılmıştır. Bugünkü mevcut anayasanın üçte ikisinin Avrupa Birliği sürecinde değişti, yine de toplumun beklentilerini karşılamaktan uzak" dedi.Anayasa ile ilgili daha önceki deneyimlerimizi ve özelikle Avrupa ekseninde oluşmuş kabulleri ve etkilerini, onların ve bizim anayasaya bakışımızı konu edinen konuşmasının ilk bölümünde aslında hiçbirinin vatandaşla ilgisi olmadığını hepsinin devletle ilgili olduğunu söyledi.Özelikle anayasanın insanlar için değil devlet için olduğu vurgusu üzerinde durarak vatandaşımıza katkılarından daha ziyade devletin yönetme gücü üzerindeki etkisinden bahsetti.Tek partili ve Çok partili dönemlerde ki ve daha sonraki geçiş dönemlerinde anayasa yapılırken dikkat edilen konulara değindi.Karatepe, konuşmasının ikinci bölümünde; "Yapılması düşünülen anayasanın psikolojik bir anlamı var; sivillerin de bu topraklarda anayasa yapabileceğini göstermesi açısından önemlidir" dedi.Anayasa komisyonuna partilerin eşit üye vermesinin doğru olduğunu zira bugün iktidarda olanın yarın muhalefette ve tamtersinin de olabileceğini, anayasanın da bir dönem için yapılmadığının vurgusunu yaptı.
Dünden Bugüne Yaşanabilir Şehir Özlemi - 14.01.2012
Şehir ve Medeniyet Derneği'nin, 14 Ocak 2012 Cumartesi günü düzenlediği seminerin konuğu Doç. Dr. Hüseyin ÇINAR'dı. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hüseyin Çınar, yaklaşık bir saat süren konuşmasında "Yaşanabilir Bir Şehir" konusunu Avrupa'nın şehre yüklediği anlamdan yola çıkarak, İslam ve Türk şehir geleneğini karşılaştırmalı olarak örnek uygulamalarla ele almıştır.Çınar konuşmasında, Eski Türk geleneğindeki "Balık" isimleri şehirlerden, Hz. Peygamber'le birlikte Müslümanların Mekke'den Yesrib'e hicret ederek, burasını Medine'ye dönüştürdüklerini ve İslam Medeniyeti'nin temellerinin burada atıldığını ifade etmiştir.Medeniyet kavramının da Arapça şehir anlamına gelen "Medine" kelimesinden türediğini ileri sürmüştür. Ayrıca Farabi'nin "Medinetü'l-Fâzıla"sına atıfta bulunarak ideal toplum, ideal şehir, ideal devlet kavramları üzerinden yola çıkarak, Osmanlı döneminde kaleme alınan Kınalızade Ali Çelebi'nin "Ahlak-ı Alâî"si ile bağlantı kurup ve Osmanlı dönemi imaret sitelerinin bir nevi ideal topluma giden yolda üstlendikleri rolü vakıflardan da örnekler vererek izah etmeye çalışmıştır.Batıda şehir-kent kavramını Max Weber'in tanımı ile kale ve garnizonu olan, mahkemesi bulunan ve kendi kendine yeten, belli kuralları olan, ticaret ve zanaatla uğraşan insanların çoğunluğu oluşturduğu yaşam alanları olarak ele alındığını belirtmiştir. Batı'nın şehri, "tarım dışı üretim yapılan yer" olarak tanımladığını ve Weber'in görüşünün sonraki dönemler için belirleyici olduğunu belirtmiştir. Antik Yunan şehirlerinde merkezde agora bulunurken, Roma'da arenanın onun yerini aldığını ve meydanın batı şehir anlayışındaki önemine vurgu yapmıştır. Roma şehirlerinin bir başka özelliğinin de bütün yolların merkeze doğru uzandığını ve birbirini kesen ızgara planlı yatay ve dikey sokaklardan oluştuğunu ifade etmiştir. İslam şehirlerinde ise meydan olgusunun olmadığını, onun yerini şehrin en büyük camisinin genelde adı Ulu Camii olan yapının ve onun müştemilatının aldığını; Caminin merkez konumu etrafında diğer iktisadi ve sosyal yapıların oluştuğunu, Osmanlı dönemine has bir yapı bütünü olan Külliye ya da İmaret sitelerinin de bu yapıların genelinde merkezinde yer aldığını ileri sürmüştür. Genelde İslam özelde İslam şehri denildiğinde, Cuma kılınur ve Pazar durur" yerler olarak tanımlandığını, buna cami, mescid, hamam, medrese, han, çarşı ve mahalle gibi vs. öğelerin de eklenmesiyle İslam şehrinin ortaya çıktığını belirtmiştir. .Osmanlı Medeniyeti ve şehirciliğini tek kelimeyle "Vakıf Medeniyeti" olarak da tanımlanabileceğini belirten Çınar, "Osmanlı döneminde yaşayan bir kişinin muhtemelen şu hizmetleri aldığını ya da böyle bir ortamda hayatını idam ettirdiğini ifade etmiştir: o da, bir kişinin vakıf bir evde ya da hastanede doğduğunu,vakıf bir beşikte büyüdüğünü, vakıf bir mektepte okuduğunu, vakıf bir mektep ya da medresede hocalık yaptığını, vakıf bir akarı işlettiğini ya da orada çalıştığını, sonunda öldüğünde de vakıf bir mezarlığa defnedildiğini belirtmiş, kısaca kişi doğumdan ölüme kadar her an vakıf bir hizmetin içinde yer aldığını ifade etmiştir. Osmanlı döneminde kurulan vakıflara da örnek veren Çınar, sokaklardaki balgam ve tükürüklerin üzerinin külle örtülmesini, darüşşifalarda ya da evlerde hekimlerin hastaları tedavi etmesini, fakir ve fukarayı incitmemek için karanlığın basmasından sonra evlere yiyecek götürülmesini, suları yaz aylarında soğutmak için kurulan kar vakıflarını, köpeklere ekmek verilmesi için kurulan vakıfları ve diğer vakıf hizmetlerini örnek olarak vakfiyelerden yola çıkarak anlatmıştır.İlgi çekici bilgi ve akıcı üslübuyla Doç Dr. Hüseyin ÇINAR, katılımcılarının ilgisini biran olsun aksatmadan dinledikleri güzel bir seminer sunmuştur.